Atina'nın At Sineği Sokrates ise, Demokrasinin At Sineği Kimler?

Felsefe tarihinin en çarpıcı metaforlarından biri, hiç şüphesiz, Sokrates’in kendini bir at sineğine (güzel deyişiyle "eşek arısı") benzetmesidir. Bu benzetme, Platon’un "Savunma" adlı eserinde, Sokrates’in yargılandığı davada kendini savunurken yaptığı konuşmada karşımıza çıkar. Peki, nedir bu metaforun ardındaki derin anlam ve neden bugün hala bu kadar güçlü bir şekilde yankılanmaya devam ediyor?

Sokrates, Atina’yı büyük, soylu ama bir o kadar da tembelleşmiş bir ata benzetir. At, yani Atina toplumu, konforunun ve alışkanlıklarının verdiği bir uyuşukluk içindedir. İşte Sokrates de kendisini, o uyuşuk atı ısırarak uyandırmakla görevli bir at sineği olarak tanımlar. Onun "sokması", aslında yönelttiği sorgulayıcı, yer yer rahatsız edici sorulardır. Amacı, toplumu uyandırmak, onları özeleştiri yapmaya, "sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez" ilkesi doğrultusunda düşünmeye zorlamaktır.

'BİLDİĞİNİ SANMA'

Sokrates’in bilgeliği ile sokmasının temel hedefi, insanların "bildiğini sanma" halleridir. O, kendisinin bilgeliğinin, aslında hiçbir şey bilmediğini bilmekten geldiğini söyler. Atina’nın kendini bilge sanan ünlü kişileriyle yaptığı diyaloglarda, onların aslında ne kadar az şey bildiklerini gözler önüne serer. Bu, elbette ki popülerlik kazanmanın yolu değildir. Aksine, onu düşman kazanmaya ve sonunda ölüme götüren süreci başlatır. Sinek, rahatsız ettiği at tarafından ezilmek tehlikesiyle her an yüz yüzedir.

Sokrates’in bu metaforu, günümüz için de şaşırtıcı derecede geçerlidir. Bugün toplumlar olarak bizler de dijital algoritmaların, hazırcı tüketim kültürünün ve siyasi kutuplaşmaların yarattığı bir tür uyuşukluğa gömülmüş durumdayız. Kendi doğrularımızın konfor alanında yaşamak, farklı ve zorlayıcı fikirlere kapalı olmak, modern "at"ın uyuşukluğunun tesiri olarak karşımıza çıkıyor.

'TÜRKİYE'NİN AT SİNEKLERİ KİMLER'

Peki, bugünün Sokrates’leri, yani at sinekleri kimler? Onlar, otoriteyi sorgulayan gazeteciler, rahatsız edici sanat eserleri üreten sanatçılar, yerleşik kalıpları zorlayan bilim insanları veya sosyal adalet için mücadele eden aktivistler olabilir. Bu "sokucu" figürler, toplumu harekete geçirir, normları sorgulatır ve daha bilinçli bir varoluş için zihnimizi kaşındırır. Tıpkı Sokrates gibi, onlar da çoğu zaman "rahatsız edici" bulunur ve hatta bazen aynı kaderi paylaşırlar. Günümüz yorumu ile mahkum edilir, tehdit edilir susturulur yada korku ve baskı rejiminin linç figürü olurlar.

Sokrates bize sadece filozofların değil, her bir bireyin kendi içinde bir at sineği taşıyabileceğini, hatta taşıması gerektiğini öğretir. Bu, kendi inançlarımızı, önyargılarımızı ve temel varsayımlarımızı sürekli olarak sorgulama cesaretidir. Kendi konfor alanımızı kendi kendimize "sokabilme" yeteneğidir.

Sokrates’in idamı, bir düşünce suçunun trajik sonucu olsa da, onun mirası bize şunu fısıldar: Gerçek öğrenme ve bilgelik, rahatsız olmaktan geçer. Hayatımızın tembelleşmiş atını uyandıracak o rahatsız edici soruyu sormaktan asla vazgeçmemeliyiz. Çünkü Sokrates’in de dediği gibi, "Sorgulanmamış bir hayat, yaşamaya değmez."

Baskılara rağmen 'At Sineği' olmayı tercih eden okurlarıma...