Akran zorbalığı, günümüzde çocuk ve ergenlerin ruh sağlığını tehdit eden en önemli sorunlardan biridir. Sadece okul bahçelerinde değil, artık dijital ortamlarda da karşımıza çıkan bu durum; bir çocuğun diğerine kasıtlı ve tekrarlayıcı şekilde zarar vermesiyle ortaya çıkar. Ancak mesele yalnızca iki çocuk arasında yaşanan bir anlaşmazlık değildir; bu, tüm yetişkinlerin sorumluluk alanına giren toplumsal bir konudur. Kavramın adını doğru koymak, çözümün ilk adımıdır. Her arkadaş kavgası zorbalık değildir; akran zorbalığı, bir veya birden fazla öğrencinin, kendilerinden daha güçsüz gördükleri bir akranına karşı uyguladıkları, kasıtlı ve süreklilik arz eden bir baskı biçimidir. Aradaki temel fark, bu durumun bir defaya mahsus olmaması ve taraflar arasında belirgin bir güç dengesizliğinin bulunmasıdır. Yani zorbalık bir "anlaşmazlık" değil, sistematik bir baskı biçimidir.
'HER 5 ÇOCUKTAN BİRİ AKRAN ZORBALIĞIYLA KARŞI KARŞIYA'
Bu kavramı tanımlamakta bazen zorlanıyoruz; ancak istatistikler tabloyu oldukça net gösteriyor. UNESCO’ya göre dünya genelinde yaklaşık 246 milyon çocuk ve ergen okul temelli şiddet ve zorbalığa maruz kalmaktadır. . Ülkemizdeki tablo da ne yazık ki benzer bir ciddiyette; OECD (PISA) raporları, Türkiye’deki her beş öğrenciden birinin düzenli olarak akranları tarafından hedef alındığını gösteriyor. Bu rakamlar sadece kuru birer veri değil; her biri, sabah okul zilini bir "tehdit" olarak duyan bir çocuğun hikayesidir. Üstelik zorbalık, cinsiyete göre de farklı maskeler takarak karşımıza çıkıyor. Erkek çocuklar arasında zorbalık genellikle daha görünürdür; itme, vurma, eşyalarına zarar verme gibi eylemlerin yanı sıra lakap takma ve küfür ön plandadır. Bu durum "erkek erkeğe şakalaşma" denilerek hafife alınsa da aslında derin bir güç savaşıdır. Öte yandan kız çocuklarındaki zorbalık genellikle daha dolaylı biçimde ilerler. Fiziksel şiddet yerine; gruptan dışlama, haksız dedikodu yayma, sırları ifşa etme veya "küsmeye zorlama" gibi sosyal manipülasyonlar kullanılır. Mağdur çocuk, fiziksel bir yara almasa da toplumsal bir izolasyona mahkûm edilerek psikolojik olarak yıpratılır.
'GERÇEK ÇÖZÜM CEZALANDIRMAK DEĞİL'
Bu saldırganlığın kökenine indiğimizde ise karşımıza düşündürücü bir tablo çıkıyor. Akademik çalışmalar, zorba davranışların tek bir nedene bağlı olmadığını; aile içi iletişim biçimi, disiplin yöntemleri, akran dinamikleri ve empati becerilerinin gelişim düzeyi gibi birçok faktörün etkili olabileceğini göstermektedir. Özellikle fiziksel gücün bir disiplin aracı olarak kullanıldığı ortamlarda büyüyen çocukların, çatışma çözümünde gücü model alma eğilimi gösterebildiği belirtilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki zorbalık yapan çocuk da çoğu zaman sadece “kötü” değil, aslında iç dünyasında zorlanan bir çocuktur. Empati kurmayı öğrenememiş, öfkesini sağlıklı ifade edemeyen ya da kendi güçsüzlük duygusunu başkası üzerinde tahakküm kurarak bastırmaya çalışan bir bireydir. Bu nedenle gerçek çözüm yalnızca cezalandırmak değil; hem mağdurun hem de zorbaca davranış sergileyen çocuğun duygusal becerilerini güçlendirmektir.
'ZORBALIK SESSİZLİKTEN BESLENİR'
Zorbalık bugün artık sadece okul koridorlarıyla da sınırlı kalmıyor. PISA verileri gösteriyor ki; sosyal dışlanmaya maruz kalan öğrencilerin okula aidiyet duygusu %25 oranında azalıyor. Siber zorbalığın yükselişiyle birlikte ise şiddet, çocuğun en güvenli kalesi olan odasına, telefon ekranından sızıyor. Araştırmalar, okulda zorbalığa uğrayan çocukların %20'sinin aynı zamanda dijital ortamlarda da taciz edildiğini ortaya koyuyor. Bu durum, mağdurun kaçacak hiçbir yerinin kalmadığı hissini uyandırarak depresyon ve anksiyete riskini tetikliyor. Peki, bu tabloyu nasıl değiştireceğiz? Çözüm sadece okul yönetimlerinde değil, mutfak masasında başlıyor. Çocuklarımıza nezaketin bir zayıflık değil, karakter göstergesi olduğunu önce biz yetişkinler yaşayarak göstermeliyiz. Unutmamalıyız ki; zorbalığa sessiz kalan her "izleyici", aslında o şiddetin görünmez bir ortağıdır. Bir çocuğun çocukluğunu korumak için el birliğiyle bu sessizlik duvarını yıkmak zorundayız. Eğer çocuğunuzun zorbalığa uğradığından şüpheleniyorsanız; onu yargılamadan dinleyin, okul rehberlik servisiyle iletişime geçin ve bu durumun onun suçu olmadığını hissettirin. Zorbalık sessizlikten beslenir; konuşmak ise iyileşmenin ilk adımıdır. Unutmayalım ki bir çocuğun çocukluğunu korumak, yalnızca onun değil, toplumun geleceğini korumaktır.
Sevgilerimle,
Psikolog Berfin Aladağ