Hacet Deresi bir Porsuk Çayı olamaz mıydı!

2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilen Eskişehir, aynı zamanda UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Dünya Başkentliği ünvanına sahip.

Çifte başkent ünvanı almış Eskişehir'e hiç gitmedim ama en kısa zamanda mutlaka ziyaret edeceğim. Bu hayalle, gezilecek nereleri var diye incelemeye koyuldum Eskişehir'in. 

Bomboş, bildiğimiz sıradan metropol şehirlerden birisi Alanya ile kıyaslandığında.  (Belediyeciliğe, kent mimarisine, sosyal yaşam, spor, kültür ve sanat alanında yapılan tüm yatırımlara, projelere  ve kısaca kent için verilen tüm o emeklere saygı duymamak aptallık olur.)

Gezilecek en önemli 30 noktanın çoğunluğu yakın tarih müzelerden ve kütüphanelerden oluşuyor. (ki bakın buarası çok önemli) Bir kaç tarihi camii, hamam falan.. Şehre 80 kilometre mesafede bulunan Midas Anıtı. Eskişehir'in en önemli tarihi eserleri arasında yer alıyor Midas Anıtı. Frigyalılara ait ve milattan önce 600 yıllarında yapıldığı tahmin ediliyor. Çok güzel evet.. 

Hacet Deresi bir Porsuk Çayı olamaz mıydı!
Porsuk Çayı - Eskişehir

Neyse, konumuz halihazırda tüm dünyanın dikkatini çekmiş ve tanınmış Eskişehir'i tanıtmak değil. Özde sorunumuz Alanya'yı 'tanıtamamak' Alanya'yı tanıtmak için önce Alanya'yı tanımamız gerekiyordu. Biz bu şehri 1984-1989 yıllarında 5 yıl Alanya Belediye Başkanlı yapan Müstakbel Dim'den sonra hiç bir zaman tanımayı beceremedik. Alanya'yı anlayamadık.. O dönemler genç bir çocuktum, delikanlı çağlarım turizmin 'kuru üzüme' benzetildiği zamanların Alanya'sında geçti. Turistlerin etrafında saf ve duru bir sevgiyle 'Hello Hello' diye koşuşturur, bize yanıt verdiklerinde ise utana sıkıla hemen saklanırdık bir duvar kenarına veya bir ağacın gövdesinin arkasına. Hayatımızın henüz başlarında yaşadığımız bu heyecan verici anlarda kuşlar dahi bize eşlik ederdi. Saklandığımız ağaçların dallarında ötüşen kuşlar ele verirdi orada saklandığımızı!..  

'Onlar biz ve bizim gibi çocukların saf sevgisiyle yanakları al al pembeleşmiş bir Alanya'da tatil yapmak isterken, bugün geldikleri Alanya'da etraflarını 'kap-kaç yapmak', 'taciz etmek' veya 'fahiş fiyata bir şeyler satmak' isteyenler' kuşatmış halde değil mi?' 

...

Ülkemizin en güzel şehirlerinin başında yer alan Eskişehir'e haksızlık yapmak istemem ancak Alanya ile karşılaştırdığımızda pek de mütevazi olamayacağım! 

Alanya mı; Alanya Kalesi, Alara Kalesi, Tersane, Kızıl Kule, Damlataş Mağarası, Dim Mağarası, Cüceler Mağarası, Syedra Antik Kenti, Lotape Antik Kenti(Aytap), Alanya Arkeoloji Müzesi, Şarapsa han Kervansarayı Sapadere Kanyonu,Dim Çayı,Kleopatra Plajı,Keykubat Plajı, Şehrin tamamını saran deniz, Alarahan, Seyir Terası,100 Yıl Atatürk Parkı, İncekum Tabiat Parkı, Ulaş Parkı ve Plajı, Kızılcaşehir Kalesi, Atatürk Evi ve Müzesi, Alanya Aqupark, Teleferik, Kedi Parkı, Alanya içindeki birçok doğal bahçe ve parklar.. Say say bitmiyor...

Eskişehir denince ilk akla gelen yerlerden birisi de 'Porsuk Çayı' (Adalar Bölgesi olarak da biliniyor) gerçekten de şehrin ortasından geçerek kente ayrı, muhteşem bir hava katmış. Siz istemesenizde güzel bir kadına hediye edilmiş güzel pırlanta bir gerdanlık hayallerinizde beliriveriyor hemen. Saf bir arkadaşınızı 'Venedik tatili' diye orada gezdirebilirsiniz belki! Porsuk Çayı’nın her iki tarafı kafe ve restoranlarla çevrilmiş ve günün her saati yaşam var, hareket var! 

Peki biz, Alanya?

Onların 'Porsuk Çayı' varsa bizde de 'Hacet Deresi' var!dı..

Tüm eleştirilere rağmen 4 yıldan fazla bir süre önce ıslah çalışması gerekçesiyle üzeri betonla kapatıldı. Bir çok ülkede milyonlarca hatta milyarlarca dolar para harcanarak yapılmak istenen dere-kanal, bedava ve hazır halde şehrin ortasına takılacak pırlanta bir gerdanlık gibi elimizdeydi. Üzeri taşlarla kapatılarak bölgedeki bütün ağaçlar, doğal habitat yok edildi. Adı park ve bahçe çalışmaları olarak akıllarda kaldı. Elde kalan somut gerçek ise sadece koca bir 'BETON' alan

Aşırı bir yağış sonrası su taşkını ve sel riski konularına hiç girmediğim Alanya Hacet Deresi hepimizin gözleri önünde bir hayal olarak akıyor artık. Orada var olduğunu, ayaklarımızın altından sakin sakin akıp gittiğini biliyoruz ama, sesini duyamıyor, suyunu göremiyoruz! Kenarından geçerken çocuklarımıza içindeki balıkları gösteremiyoruz mesela, suyun üzerine düşmüş bir yaprağın denize doğru akıp gidişini göremiyoruz, dere kenarına bağdaş kurup derdimizi, kederimizi suyla paylaşamıyoruz. Yeni sevgilinin heyecanını, eski sevgilinin ise ihanetini kime anlatalım da aksın gitsin!

Porsuk Çayı'nda olduğu gibi Hacet Deresi de çevresi kafe, restoran, park, sosyal yaşam alanları şeklinde düzenlenemez miydi! Bugün güneşin de etkisiyle cayır-cayır yanan Hacet Bölgesi rahat bir nefes alamaz mıydı, bir çınar, portakal, nar, mandalin veya belki de bir muz ağacının gölgesinde serinlenecek bölge olamaz haline dönüştürülemez miydi?

Hacet Deresi bir Porsuk Çayı olamaz mıydı!
Hacet Kavşağı'ndaki trafik ışıkları  ve üzerinde bekleyen güvercinler!(07.08.2022)

'Havasına suyuna taşına toprağına, Bin can feda bir tek dostuma' derken biz betona gömülmedik mi şimdi.. 'Suyu' nerede!.. Durumu çok uzatmadan kapatayım. Makalenin içinde kullandığım(YUKARIDA) görsel Hacet Kavşağı'ndaki kırmızı ışık direği, dere ve orada yok edilen doğal yaşamın asıl sakinlerinden güvercinlerin dramatik, çaresiz duruşu.

Madalyonun diğer tarafından bakmak isteyenler de olabilir örneğin; 'en azından fahiş kira' ödemiyorlar; Pisletiyorlar oraları, o pislikleri temizlemek için ne kadar para harcanıyor. falan gibi... 

Kime, neye, nereye nasıl baktığınız, neresinden görmek istediğiniz çok önemli. Çünkü gördükleriniz ve yorumladığınız tüm detaylar zamanla karakteriniz haline geliyor. Artık doğru bildiğiniz tüm her şey bir anda, tartışmaya ve eleştiriye kapalı 'hatalı gerçekler bütününüz' oluveriyor. Önyargıların temelini de oluşturan körü-körüne 'inanmak istediğimiz bu hatalı gerçeklerden' bir an önce dönmeli.  Psikologların o meşhur 'Çocukluğuna İnmek Gerekiyor' sözünü başımıza şapka yapmalı. Müstakbel Dim dönemine(1985) dönerek Alanya'yı baştan yaratmalıyız. Kentsel Dönüşüm bunun için bir fırsat... 

Porsuk Çayı örnek alınamaz mıydı? Kararı siz verin. Verin de, verseniz ne olacak ki! değil mi..

Saygılarımla..