Ekranlardan Zihinlere Sızan Sessiz İşgal: Kötülük

İnsan zihni, boşluktan kötülük üretmez. Hiçbir vicdan, durup dururken akıl almaz bir cinayeti, ihaneti ya da yozlaşmayı "normal" kabul etmez. Peki ne oldu da bugün, sokaklarımızda, mahallelerimizde, haber bültenlerimizde her gün "bunu bir insan nasıl yapabilir?" dediğimiz olaylarla sıradanmış gibi karşılaşıyoruz?

Cevap, evlerimizin baş köşesinde, cebimizdeki ekranlarda, kulaklıklarımızdan sızan o sinsi frekanslarda gizli.

Türkiye, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş bir kültürel erozyonun tam merkezinde yer alıyor. Dizi, film ve müzik endüstrisi, sadece bir "eğlence" aracı olmaktan çoktan çıktı; toplumsal ahlakı, vicdanı ve insan doğasını yeniden kodlayan planlı bir laboratuvara dönüştü. Reyting uğruna mafyatik ilişkilerin yüceltildiği, şiddetin estetik bir şölene dönüştürüldüğü, lümpenliğin "güç", cehaletin ise "cesaret" olarak pazarlandığı bir medya kuşatması altındayız.

Ekranlardan Zihinlere Sızan Sessiz İşgal: Kötülük
Ekranlardan Zihinlere Sızan Sessiz İşgal: Kötülük

Bu bir tesadüf değil. Ekranda izlediğimiz her ihanet, duyduğumuz her yozlaşmış şarkı sözü, zihnimize atılan bir tohumdur. İnsan, neye çok maruz kalırsa dünyayı ondan ibaret sanır. Tolstoy’un, Dostoyevski’nin ya da Hugo’nun sayfalarında insanın o derin, erdemli ve onurlu mücadelesini okuyarak aydınlanması gereken zihinler; bugün ekranların kustuğu çiğ ve ilkel dürtülerle uyuşturuluyor.

Sonuç ortada: Her geçen gün artan suç oranları, esneyen ahlaki sınırlar, en alt tabakadan en eğitimli kesime kadar sirayet eden o korkunç "hissizlik" hali. Kötülük artık şeytani bir planın değil, sıradanlaşmış, kanıksanmış ve ekranlar aracılığıyla meşrulaştırılmış bir kültürün ürünü. Bilinçaltımıza "şiddet" öyle bir kazınıyor ki, daha önce hiç düşünülmeyen o kötülükler, bir anda sokak ortasında fiziksel bir gerçeğe dönüşüyor.

Bizler, bu toplumun vicdanını temsil etmesi gereken medya mensupları olarak, bu yıkıma seyirci kalamayız. Sadece "olanı" biteni haber yapmak yetmez; "neden" olduğunu da cesaretle haykırmak zorundayız. Medyanın gücünün, toplumu zehirlemek için değil; aydınlatmak, uyandırmak ve silkip kendine getirmek için kullanılması gerektiğine inanıyorum.

Bu, ülkemizin geleceği ve milletimiz için bir uyanış çağrısıdır. Zihninizi, ailenizi ve çocuklarınızı bu sessiz işgalden koruyun. Bize sunulan bu yozlaşmış kültürü reddetmek, sadece bir tercih değil; insan kalabilmenin, vicdanı koruyabilmenin en büyük direnişidir.