Mükemmel Ebeveynlik Yanılsaması

Günümüzde ebeveynlik, artık yalnızca bir çocuğun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamakla sınırlı değil. Aynı zamanda bu süreci “dışarıdan nasıl göründüğü” üzerinden yönetme çabasına da dönüşmüş durumda. Çocuğu büyütmek yetmiyor; o büyümenin sosyal medyada nasıl sergilendiği de önem kazanıyor. Adeta herkes, ebeveynliğini kusursuz bir vitrin hâline getirme telaşında.

Oysa bir zamanlar referans noktamız çok daha yakındı. Kendi anne-babamız, mahalledeki komşularımız, aynı apartmanda çocuk büyüten tanıdık yüzler… Bugün ise referans aldığımız dünya; filtrelenmiş, en iyi anları özenle seçilmiş, sahne arkası görünmeyen devasa bir dijital evren. Bir çocuk psikoloğu olarak klinikte sıkça karşılaştığım ortak bir tablo var: Akıllı telefonunu eline alan ebeveyn, yalnızca bir gönderiye bakmıyor; aynı anda koca bir “yetersizlik hissi” paketini de zihnine davet ediyor.
Ama gözden kaçırdığımız önemli bir şey var: Biz başkalarının yalnızca en parlak, en düzenli ve en “iyi” anlarını izlerken, kendi hayatımızın en doğal, en dağınık ve çoğu zaman en zor anlarıyla kıyaslama yapıyoruz. Ve bu kıyas, çoğu ebeveynin zihninde sessiz bir yetersizlik duygusuna dönüşüyor.

Bu noktada devreye psikolojide iyi bilinen bir kavram giriyor: Sosyal Karşılaştırma Teorisi. Sosyal medya, ebeveynlik alanında bu teoriyi hiç olmadığı kadar görünür ve yıpratıcı hâle getirdi. Araştırmalar, ebeveynlerin sosyal medyada geçirdikleri süre arttıkça, kendi ebeveynlik becerilerine duydukları güvenin azaldığını gösteriyor. Journal of Child and Family Studies’de yayımlanan bir çalışmaya göre; sosyal medyada diğer ebeveynlerle kendini kıyaslayan annelerde stres düzeyi artıyor, depresif belirtiler daha sık görülüyor ve “iyi bir ebeveyn olamıyorum” düşüncesi güçleniyor.

'YETERİNCE İYİ EBEVEYN'

Bunun en temel nedeni ise “yukarı doğru kıyaslama.” Yani bizden daha mutlu, daha başarılı, daha sakin görünenlere bakarak kendimizi eksik hissetme hâli. Sosyal medya tam da bunu yapıyor: Bizi sürekli en parlak vitrinlerle karşı karşıya bırakıyor. Hiç bağırmayan anneler, her gün duyusal oyunlar kuran babalar, üstü başı hiç kirlenmeyen çocuklar… Peki ya gerçek?
İşte tam bu noktada Donald Winnicott’un yıllar önce söylediği ama bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz o kavramı hatırlamak gerekiyor: “Yeterince iyi ebeveyn.” Çocukların ihtiyacı olan şey mükemmel bir ebeveyn değildir. Hata yapan, yorulan, bazen sabrı tükenen, mutfağı dağınık kalan ama duygusal olarak orada olan gerçek bir ebeveyndir. Gerçek ebeveynlik; uykusuz gecelerin, hayal kırıklıklarının ve küçük kaosların arasına serpiştirilmiş samimi anlardan oluşur
Dijital dünyadaki kusursuz ebeveyn portreleri bu gerçeği perdelediğinde, hem ebeveyn hem çocuk zarar görür. Çünkü mükemmellik baskısı ebeveyni tükenmişliğe, çocuğu ise gerçek duygularını bastırmaya iter.

Peki bu dijital karmaşanın içinde ebeveynler ne yapabilir?
Öncelikle şunu söylemek gerekir: Zorlanmanız, yanlış yaptığınız anlamına gelmez. İçinde yaşadığımız dünya, ebeveynlik üzerinde sürekli bir karşılaştırma baskısı yaratıyor. Bu yüzden atılacak adımlar “daha iyisini yapmak” için değil, biraz nefes alabilmek içindir.

'KENDİNİZE NAZİKÇE HATIRLATIN'

Belki ilk adım, izlediğiniz her içeriğin yalnızca bir “an” olduğunu kendinize nazikçe hatırlatmaktır. O kare, bir hayatın bütünü değildir. Kimse sabahın beşinde ağlayan bebeğiyle yaşadığı çaresizliği estetik bir filtreyle paylaşmaz. Bu gerçeği bilmek, kıyas yükünü biraz hafifletebilir.
Sonra, takip listenize küçük bir şefkatle bakabilirsiniz. Size kendinizi yetersiz, suçlu ya da eksik hissettiren hesaplardan uzaklaşmak bir kaçış değil; ruhsal bir sınır koyma biçimidir. Buna karşılık, gerçekliğiyle iyi hissettiren, kusurlara da yer açan paylaşımlara alan bırakmak mümkün.
Ve belki de en kıymetlisi: anın içine dönmek. Ekranda başkalarının çocuklarını izlemek yerine, kendi çocuğunuzun gözlerine bakmak… O kısa temas, o paylaşılan birkaç dakika; herhangi bir “ideal ebeveynlik” içeriğinden çok daha besleyicidir. 

Çünkü çocuklar için mükemmel anlar değil, ulaşılabilir ebeveynler önemlidir. Dünyanın en iyi ebeveyni olmanıza gerek yok; çocuğunuz için “dünyadaki tek ebeveyn” olduğunuzu hatırlamanız yeterlidir.


Sevgilerimle,
Psikolog Berfin Aladağ