Alanya’nın Ulaş Mesire Alanı’nda yaşanan izinsiz helikopter pisti skandalı, çevre değerlerinin ve hukuk süreçlerinin nasıl göz ardı edilebildiğini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Halkın yıllardır nefes aldığı bu doğal alanda, son bir ayda hiçbir kamu yararı taşımayan bir helikopter pisti inşa edilip işletilmeye çalışıldı. Bu olay, “turizmi geliştirme” bahanesiyle doğanın ve kamu hakkının nasıl hiçe sayıldığını gösterirken, yetersiz kalan hukuki denetim mekanizmalarını da eleştiriyoruz.
Ulaş Mesire Alanı; deniz kıyısında, halkın yıllardır piknik yapıp denize girdiği doğal bir cennet olarak biliniyor Burası Alanya’nın Ulaş (Emirgan) mevkiinde, yemyeşil bitki örtüsü ve masmavi deniziyle halkın huzur bulduğu bir mesire alanı. Yıllardır ailelerin doğayla iç içe vakit geçirdiği, piknik yaptığı bu bölge, kamuya ait bir nefes alma mekanı olarak büyük önem taşıyor.
Ücretsiz giriş imkanı sayesinde bölge halkının yoğun tercih ettiği Ulaş Mesire Alanı, eşsiz manzarası ve serin atmosferiyle Alanyalıların ortak mirası konumunda Böylesine değerli bir doğal alanın ticari bir projeye tahsis edilmesi, yerel halk ve çevre savunucuları tarafından haklı olarak tepkiyle karşılandı. Nitekim pek çok kişi, “turizm bahanesiyle doğa katlediliyor” diyerek bu girişime isyan etti.
Rant Uğruna Doğa ve Halk İhmal Ediliyor
Ulaş sahilinde inşa edilen helikopter pisti, lüks turistlere özel hava taksi hizmeti sunmayı hedefleyen bir şirket tarafından işletilmeye çalışıldı. Avukat Övünç Özkan ve ortağı Gökay Daşdelen’in girişimiyle kurulan FlyMe şirketi, mesire alanının kıyısına bir helipad (helikopter iniş pisti) ve VIP bekleme salonu kurarak zengin müşterilere yönelik helikopter turları başlattı. Pistin yanına halka açık bir kafe görünümü verilse de aslında oluşturulan özel VIP alan, kamusal bir kıyı parçasını fiilen özelleştirmiş oldu. Projeyi savunanlar her ne kadar “turizme katkı sağlayacak” bir yatırım olduğunu öne sürseler de, gerçekte ne çevreye ne de geniş halka bir fayda sağlamayan, yalnızca belirli kesimlere rant sağlayacak bir ticari hamle olduğu açıktır. Üstelik bu proje için herhangi bir kamu yararı gözetilmediği gibi, bölgenin ekosistemi ve yıllardır halkın ortak kullanımındaki benzersiz alan da ciddi tehlikeye atıldı. Üstelik pistin yapıldığı noktada bir zamanlar balkık tutan vatandaşlar artık oraya yaklaştırılmadıklarını öne sürüyor.
Yasal Dayanak Yok: İzin Süreçleri Nasıl İhlal Edildi?
Helikopter pistinin inşası ve işletilmesi sürecinde yasal prosedürler tamamen yok sayıldı. Ulaş Mesire Alanı, mülkiyeti Tarım ve Orman Bakanlığı’na (Orman Bölge Müdürlüğü’ne) ait, belediyenin ise işletme hakkını kiraya verdiği bir kamu arazisidir. Normal şartlarda böylesi bir alanda kalıcı bir tesis veya pist yapımı için bir dizi izin ve değerlendirme süreci gerekir: imar izni, belediye ruhsatı, Sivil Havacılık onayı, ÇED (çevresel etki) değerlendirmesi ve özellikle kıyı ve orman mevzuatına uygunluk. Oysa Ulaş’taki pist projesinde bu süreçlerin hiçbirine riayet edilmedi. Alanya Belediyesi’nden hiçbir inşaat veya işletme izni alınmadan, ihale sözleşmesindeki şartlara aykırı biçimde restoran bahçesine beton bir helikopter pisti kondurulduğu ortaya çıktı. Yapılan denetimlerde ihaleyi kazanan şirketin sözleşme gereklerini ihlal ettiği, tesisin kurulumu sırasında yasal düzenlemelere uygun davranılmadığı tespit edildi Yani, ortada mevzuata aykırı ve kaçak bir yapı söz konusuydu. Alanya'nın batı girişine mavi bir hançer gibi saplanmıştı.
Bu hukuk dışı durumun ortaya çıkması, ne yazık ki projenin başlangıcında değil, uygulamaya geçtikten sonra mümkün olabildi. İlgili kurumların (orman idaresi ve denetlemekle yükümlü diğer mercilerin) başlangıçta gereken sıkı kontrolü yapmamış olması da büyük bir ihmaldi. Sonuç olarak, doğal sit niteliğindeki bir mesire alanına, yangından mal kaçırırcasına bir helipad inşa edilmesine göz yumulmuş oldu. İzin süreçlerinin atlanması, hukukun kağıt üstünde kalması demektir ve Ulaş örneğinde aynen bu yaşanmıştır.
Belediyenin Mühürleme Süreci ve Yetersiz Hukuki Süreç
İzinsiz pist faaliyete geçer geçmez, gelen tepkilerin de etkisiyle Alanya Belediyesi duruma el koydu. CHP’li Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik’in talimatıyla 2 Nisan 2025’te helikopter pisti mühürlenerek uçuşlar durdurdu ve yıkımkararı verdi. Belediye, sözleşme şartlarına uymayan işletmenin kamu arazisindeki faaliyetini sonlandırırken, bölgedeki helikopter turlarının da derhal kesilmesini sağladı. Bu müdahale, çevreyi ve kamu yararını korumak adına yerinde bir adım olmakla birlikte, hukuki sürecin ne kadar yeterli işletildiği tartışmalı kaldı.
HUKUK VE KAMU DÜZENİNE MEYDAN OKUNDU
Nitekim mühürlemenin üzerinden çok geçmeden ortaya çıkan gelişmeler, hukukun kolaylıkla delindiğini gözler önüne sererek Alanya kamuyounda şke etkisi yarattı. Mühürleme kararı kamuoyuna açıklanmış olmasına rağmen, birkaç gün sonra pistin fiilen kullanıldığı görüldü. 9 Nisan 2025’te Kuzey Kıbrıs’tan gelen resmi yetkililer, utanç verici bir skandal imza atarak mühürlü olması gereken piste helikopterle inerek buradaki ilk VIP uçuşu başlattılar.
Mühürlenmiş bir yapıya helikopter inişi yapılabilmesi, hukuk düzenine meydan okuyan bir görüntü oluşturdu. Bu şok edici olay, söz konusu helikopter pistinin tekrar uçuşlara başlayabilmesinin perde arkasında gizli bir el olduğu düşüncesi ve yapının korunduğuna dair soruları gündeme taşıdı. Mühürlemeye rağmen pistin kullanılması, yetkililerin verdiği kapatma kararının kağıt üstünde kalabileceğini gösterirken, hukuki süreçlerin yaptırım gücünün zayıflığını da ortaya koydu. Üstelik pistin sahibi Av. Övünç Özkan’ın mühür sonrası “yetkililerle görüşmelere başladık” diyerek pistin yeniden açılması için girişimlere başlaması, hukukun kararlılıkla uygulanmadığı takdirde nasıl by-pass edilebileceğinin sinyalini verdi.
Belediyenin pistin faaliyetine son vermesi doğru bir hamle olsa da asıl soru şudur: Doğa tahrip edildikten, kamu alanı özel çıkar için kullanıldıktan sonra gelen bu müdahale yeterli mi? Kaçak yapılaşmaya kalkışanlara caydırıcı bir ceza verilmediği gibi Kıbrıs'tan bakan seviyesinde yolcu taşınarak adeta ödüllendirilliyorsa, benzeri girişimlerin tekrar yaşanmayacağının garantisi var mı? Ne yazık ki Ulaş’taki olay, hukukun caydırıcılığının ve denetim mekanizmalarının ne denli yetersiz kaldığını gösteriyor. Eğer çevreyi ve kamuyu koruyan yasalar uygulanmaz ya da siyasi baskılara karşı direnç gösteremezse, rant ve ticariçıkarlar halkın, miletin önüne geçmiş olacak, mühürleme gibi önlemler sembolik kalacak ve doğa talanı devam edecektir.
Gizli Eller ve Siyasi Nüfuz: Kim Koruyor, Kim Göz Yummuş?
Bu skandalın en endişe verici boyutlarından biri de arka plandaki siyasi nüfuz ve çıkar ilişkileri oldu. Helikopter pisti projesinin, bölgedeki bazı etkili isimlerin desteği veya göz yummasıyla ilerlediğine dair güçlü işaretler var. Öncelikle pistin kurucusu olan Avukat Övünç Özkan’ın iktidar partisi (AK Parti) ile yakın ilişkileri olduğu, yerel basında açıkça dile getirildi. Yani projeyi hayata geçiren kişi, siyasi bağlantıları kuvvetli bir iş insanı. Nitekim pist inşası sonrası ortaya çıkan tabloda da bu “gizli el” hissediliyor: Alanya Belediyesi’nden izin alınmadan yapılan bu işe, mühürleme sonrasında “üst düzey bazı siyasilerin” müdahil olarak pistin yeniden açılması için belediyeye baskı yaptığı öne sürüldü.Yerel basında bu konuyla ilgili haberlere ulaşılabilir Kısacası, Ankara’dan ya da farklı makam sahiplerinden gelen bir telefonla, yerel yönetimin eli kolu bağlanabiliyor. Bu durum, belediyeyi milletine hizmet edemeyen bir 'Topal Ördek' durumuna düşürdü.
Dahası, FlyMe şirketinin gerçekleştirdiği ilk gösteri uçuşunda verilen mesajlar, örtülü desteğin boyutunu gözler önüne serdi. KKTC’den bakanların katılımıyla yapılan ilk uçuş sonrası şirket yetkilisi Gökay Daşdelen, bu proje için kendilerine her konuda destek verenler olarak Alanya Kaymakamı’nı, Antalya Milletvekili (eski Dışişleri Bakanı) Mevlüt Çavuşoğlu’nu ve Alanya Belediye Başkanı’nı teşekkürle andı. Bu teşekkür listesi dikkatlice okunduğunda, helikopter pisti girişiminin devletin yerel ve merkezi bazı aktörleri tarafından en başta desteklendiği izlenimi doğuyor. Özellikle geçtiğimiz günlerde babaını kaybeden Mevlüt Çavuşoğlu gibi etkili bir ismin adının geçmesi, projeye arka planda siyasi koruma sağlandığı kuşkusunu güçlendirdi. Aynı şekilde, devletin ilçedeki temsilcisi konumundaki kaymakamın da desteğinin zikredilmesi, merkezi otoritenin bu rant projesine en azından göz yumulduğunu düşündürüyor. Belediye Başkanı’nın adının teşekkür listesine dahil edilmesi ise ibretliktir; zira belediye aslında projeyi durduran taraftı. Bu durum, kamuoyu nezdinde karışıklık yaratmaya yönelik bir PR hamlesi olabileceği gibi, her hâlükârda, pistin arkasında ciddi bir siyasi gölgenin olduğu açıktır.
Sonuçta, Ulaş Mesire Alanı’ndaki helikopter pisti olayı, sadece yerel bir çevre ihlali değil, aynı zamanda bir yönetim ve zihniyet sorunu olarak karşımıza çıkmıştır. Doğal bir alanın hukuksuzca özelleştirilmesine teşebbüs edilirken, bazı yetkili veya nüfuz sahibi kişilerce bu işe onay verilmesi ya da en azından engel olunmaması, "gizli elin" varlığına işaret ediyor. Bu gizli veya açıktan destek olmasa, hiçbir girişimci böylesi pervasız bir adımı atamazdı. Demek ki belli koltuklarda oturanlar, kamu adına sorumlu oldukları değerlere sahip çıkmak yerine, bir şekilde rantın parçası olmayı seçmişler.
Doğa ve Kamu Yararı İçin Hukuk Ayakta Durmak Zorunda
Ulaş Mesire Alanı’nda yaşananlar, çevre koruma ile hukukun üstünlüğü arasındaki kopmaz bağı bir kez daha hatırlatıyor. Doğal ve kamusal alanlarımızın korunması, kağıt üzerindeki yasalara değil, o yasaların tavizsiz uygulanmasına bağlı olması gerektiğini öğrendik. Burada hukuki süreçler başından etkin işletilseydi, belki de o helikopter pisti hiç yapılamayacak veya yapımına yeltenenler ağır yaptırımlarla karşılaşacaktı. Ancak gördük ki denetimsizlik, ihmaller ve siyasi baskılar yüzünden hukukun caydırıcılığı zayıflamış; çevre tahribatı ancak oldubitti haline gelince durdurulabilmiştir.
Bu tablo kabul edilemez. Kamu yararı gözetmeyen, izinsiz ve rant odaklı projelere karşı hukuk daha güçlü bir set çekmelidir. Ulaş’ta mühürlenen pistin sorumluların hesap vermeden işin içinden sıyrılması gelecekte benzer girişimlere davetiye çıkaracaktır. Bu nedenle, öncelikle ilgili şirketin bölgedeki tüm hakları iptal edilmeli, uğrattığı çevresel tahribatın hesabı sorulmalıdır. Orman arazisini amacı dışında kullananlara ve onlara göz yuman kamu görevlilerine yönelik idari ve adli soruşturmalar derinleştirilmelidir. Aksi halde, bugün Ulaş’ta helikopter pisti yapanlar, yarın başka bir cenneti daha bedeli ödenmeden yağmalamaya kalkacaktır.
ULAŞ GELECEĞİN DE MİRASIDIR.
Unutulmamalıdır ki turizm adı altında yapılan her yatırım meşru değildir; hele ki doğaya ve halka rağmen yapılıyorsa, bunun adı yatırım değil talandır. Alanya gibi doğal güzellikleriyle ünlü bir kentte, gelişme ancak sürdürülebilir ise anlamlıdır.
Ulaş Mesire Alanı, yalnız Alanyalıların değil, geleceğin de mirasıdır. Bu mirası korumak, hukuku gerçekten işletmekle ve kamu yararını her türlü çıkar ilişkisinin üstünde tutmakla mümkündür. Ulaş’taki helikopter pisti vakası, umarız ki ders niteliğinde olur ve benzeri çevre ihlallerine karşı toplum olarak daha uyanık, hukuk olarak daha yaptırımcı olmamızı sağlar. Doğa ve kamu yararı, birkaç kişinin çıkarından üstün olmadığı sürece, yarın bir başka Ulaş daha kaybedebiliriz. Bugün ses çıkarmazsak, yarın sessiz kalacağımız bir doğamız da kalmayacak.