Alanya’ya 250 yataklı yeni bir onkoloji hastanesi projesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylandığı açıklandı. Ak Parti İlçe Başkanı Mehmet Şarani Tavlı'nın sosyal medya hesabından yayınladığı coşkulu videoda verilen bu 'müjde', bir başarının simgesi gibi sunuluyor. Halk adeta ödüllendiriliyor. Oysa gerçekte bu, Türkiye’nin sağlık sistemindeki başarısızlığının tescilidir. Övünülecek, sevinilecek, gurur duyulacak bir durum hiç değildir.
Eylül 2024’te zemin kayması ve istinat duvarı eksikliği sebebiyle durdurulan -hatta 'ekonomik sıkıntı nedeniyle müteahhidinin kaçtığı' bile iddia edilen- ve ne zaman biteceği yılan hikayesine dönen 200 yataklı Payallar Devlet Hastanesi olayına girmiyorum. Hastanenin kimlere rant sağlayacağı konusundaki iddialar da ayrı bir tartışma konusudur ki Alanya çevrelerinde sıkça dillendirilen bir durum..
Yeni 'müjde'mize geçersek;
Büyük hacimli, çok katlı dev hastaneler, parlak açılış fotoğrafları, bakan katılımlı görkemli şovlar, milletin cebinden sağlanan ve “müjde” afişleri… Siyaset erkanına göre sağlıkta dev adımlar atılıyor. Ama bu adımların çıktığı yolun sonunda daha sağlıklı bireyler mi var, yoksa daha çok hasta topluluklar mı?
Hastaneler yetmiyor. Randevular aylar sonrasına veriliyor, aciller dolup taşıyor, doktorlar tükenmiş durumda. Ancak bu tablo “daha fazla hastane yapmalıyız” sonucunu doğurmaz. Asıl soru şudur: Neden bu kadar çok insan hasta? Bugün Türkiye’nin sağlık politikasının temel sorunu şu:
Hastaneler sağlık üretmiyor, hasta tüketiyor. Bu tablo hastane sayısının artmasıyla değil, toplumun sağlığını koruyamayan sistemin çöküşüyle açıklanabilir.
Bir hastanenin müjdelenmesi, eğer ülke gerçekten sağlıklıysa övünülecek bir olay değildir. Hastane ihtiyacı, sağlıklı politikaların çöküşünü gösteren bir göstergedir. Sağlık sorunu olmayan bireyler yetiştiremeyen bir toplumda hastane açmak, kanama yerine bandaj asmak gibidir.
Siyasiler tarafından “müjde” diye sunulan bu tür açılışlar, gerçekte mevcut sorunların üzerini örtme çabasıdır veya bu sorunları göremeyecek kadar yetersiz siyasetçiler tarafından yönetilmemizin sonucudur. Sağlıklı bireyi önceleyen bir politika yerine daha fazla beton, daha fazla yatak, daha fazla ilaç ve dışa bağımlılık… Bu bir başarı hikâyesi değil; 20 yıllık 'hastalığın' belgesi.
Sağlık sadece yatak sayısıyla ölçülmez.
Çevre kirliliği, sağlıksız gıda, stresli yaşam, ekonomik eşitsizlik, hukuk ve adaletin olmadığı bir yargı sistemi bile toplumun sağlıksız olmasının nedenleridir. Bu sorunlar çözülmedikçe, hastaneler sadece artan hasta yükünü karşılamaya çalışacak, karşılamadığı zaman yine bazı şirketlerin kasası milyarlarca dolarla dolacak ve yeni hastaneler yapılacak. Buna rağmen toplum sağlığı daha da kötüleşecektir.
Bir zamanlar Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda Çin’e bile aşı ihraç eden bir ülkeydik. Bugün ise hastanelerimiz, ilaca olan bağımlılıkla, kronik hastalıklarla ve sağlıksız yaşam biçimleriyle mücadele ediyor. Bu durum gösterişli tabelalarla, görkemli açılış şovlarıyla örtbas edilemez..
Adalet çökerse suç çoğalır.
Sağlık çökerse hastalık büyür.
Ve bu durumda daha büyük hastaneler “başarı” olarak ilan edilir.
Oysa gerçek başarı:
- Daha sağlıklı toplumlar yaratmaktır.
- Hastanelere daha az ihtiyaç duyulan bir ülke inşa etmektir.
- Hastalık üretmek yerine, sağlığı koruyan politikalar uygulamaktır.
Alanya’daki 250 yataklı hastane onayı müjde değil, kronik başarısızlığın, hasta bir siyasetin resmidir. Ne zaman ki bu başarısızlık sorgulanır, ne zaman ki sağlık sadece bina sayısıyla ölçülmez; işte o zaman gerçek başarı kazanılmış olur.