En önemlisi, başkaları değil de, kendi vicdanınızın sizi ayakta alkışlamasıdır.

Hayatın gürültüsünden uzaklaştığınızda, bir sessizlik çöker insanın içine. Kimileri bu sessizliği bir boşluk gibi hisseder, kimileri ise derin bir huzur olarak yaşar.

Oysa insan, en çok da sessizlikte büyür...

Kalabalıklar içinde değil, kendi içine döndüğünde olgunlaşır. Yalnız kaldığında, sahici yüzüyle karşılaşır insan.

Ayna gibi berrak, net bir sessizlik kişinin kendini tanıma sürecinin en parlak ışığıdır. Işık karanlıkta daha çok fark edilir.

Zordur yalnızlık, bir o kadar da öğreticidir.

Gürültüde bastırılan duygular, sessizlikte su yüzüne çıkar. İnsanın neye ağladığını, neye güldüğünü, neye direndiğini yalnızken anlar. O anlarda kişilik şekillenir; güçlü karakter orada doğar. Çünkü kendiyle baş başa kalabilen insan, kimseye yaranma telaşı olmadan kendi duruşunu belirler.

Ve işin belki de en önemli tarafı şudur: Beğenilmemek sizi değersiz yapmaz. Yanlış bir yerde yanlış kişilerin yanındasınızdır. Değer bekledikleriniz size değer biçemeyecek kadar değersiz de olabilir örneğin; Herkes tarafından alkışlanmak bir başarı ölçütü de değildir. Kalabalığın veya birilerinin takdirine sığınmak, kendi değerini unutmaya başlamaktır.

'Kimilerinin alkışlamadığı şey, belki de sizin en doğru duruşunuzdur.'

Hayat, bazen sizi kalabalıktan çeker alır. Sessiz bir köşeye bırakır. İşte o an, bir seçim yaparsınız: ya yalnızlıktan korkup başkalarının gölgesine sığınırsınız ya da sessizliği kucaklayıp kendi ışığınızı bulursunuz.

En sağlam karakterler sessizliğin, yalnızlığın içinden doğar. En gerçek insanlar, yalnızlıkta şekillenir.

Ve beğenilmemek.. Bu dünya en çok da kendini beğenmiş insanların yaşadığı yerdir. Önemli olan, başkalarının değil, kendi vicdanınızın sizi ayakta alkışlamasıdır.

Sessizlik sizi büyütür, yalnızlık sizi derinleştirir. Ve bu ikisi, gerçek gücün ta kendisidir.

Sessizlik, insana derinlik verir. Yalnızlık, ruhu olgunlaştırır. Ve aşk… En çok özlemle hatırlandığında gerçektir.