Çok değil 100 Yıl öncesine kadar hepimiz 'Berduş'tuk!

“Berduş” kelimesi, Farsça kökenli olup “hâne ber-dûş” yani “evi omuzunda taşıyan” anlamına geliyor. Osmanlı döneminde bu ifade, yerleşik olmayan, sürekli yer değiştiren, evsiz kimseleri tanımlamak ve aşağılamak için kullanılmıştır. Aslında Osmanlı'da halk ağzında aşağılanan günümüzün Yörükleriydi. Vatan topraklarını işgalcilere bırakmayan Türkmen/Oğuz boylarına uzanan Kuvvacılar, Efelerdi, Milli Mücadele ile kimliğini yeniden kazanan biz Türklerdik.  10 bin yıldan daha köklü derin bir tarihi olan Türk'lüğü kimliksiz kabul edildiği son birkaç yüzyıla yıla indirgeyen bazı Osmanlıcı fikirleri anlayabilmek mümkün değil.

Çok değil, daha 100 yıl öncesine kadar sokak argosunda 'Berduş' tanımlamasıyla aşağılandığımız aile hanedanlığının yılmaz savunuculuğunu yapanların bugün ise aynı fikirde olmadıkları siyasi bir parti konu olunca bu kadar alerjik reaksiyon göstermeleri şaşırtıyor.

Bu tarihsel bağlamın gölgesinde Alanya Belediyesi Başkan Yardımcısı Faruk Konukçu'nun Gökbel Yaylası'ndaki bazı gruplara yönelik yaptığı “berduş” benzetmesi, son günlerde Alanya kamuoyunun dikkatini gereksiz bir şekilde çekti. Konukçu’nun eleştirisi, festival alanına başıboş şekilde gelerek alkol alan, silah atan ve çevreye rahatsızlık veren kişilere yönelikti. Konukçu, bu tür görüntülerin tekrar yaşanmaması için gereken tüm adımların kararlılıkla atılacağını da duyurdu.

Buraya kadar ifade edilenler oldukça net: Ortada herkesin bildiği, gördüğü, duyduğu bir şikâyet var. Bir çözüm iradesi var ve hedef doğrudan belirli olumsuz/rahatsızlık veren davranışlar. Ancak mesele bu kadarla sınırlı kalmadı. Tepkiler, “berduş” kelimesinin tarihsel yüküyle birleşince, konunun merkezinde bir anlam kayması yaşandı. Osmanlı döneminde bugünün Yörük ve göçebe Türkmenleri için “berduş” ifadesi dönemiin halkı arasında sokak argosunda gerçekten de bir aşağılama biçimi olarak kullanılmıştı.

Bugün “berduş” benzetmesine gösterilen tepkinin temelinde, tarihsel bir travmanın yanı sıra güncel siyasi acılar da var. Fakat bu çelişkiyi görmezden gelmek mümkün mü? Yörük kültürünü gerçekten anlayan, Gökbel Yaylası’nın anlamını bilen herkes şunu iyi bilir: Gökbel’in ruhu, dağ başında sarhoş olmakla, silah sıkmakla değil; aileyle, kültürle, gelenekle yaşatılır.

Konukçu’nun açıklamalarında dikkat çeken asıl unsur, “kadınların ve çocukların olmadığı bir festival bizim için yok hükmündedir” vurgusudur. Çünkü bir etkinliğe ailece, gönül rahatlığıyla katılamıyorsanız; çocuklarınızın güvenliğinden, çevrenin huzurundan endişe duyuyorsanız, orada festivalden söz etmek mümkün değildir.

Bu yıl festival alanında geçmiş yıllara kıyasla daha fazla kadın ve çocuk görmek, “Herkesin Gökbel’i” mottosuyla atılan adımların ne kadar yerinde olduğunu göstermiştir. Sportif etkinlikler, pazar alanları, yarışmalar ve organizasyon kalitesi açısından festivale katılanlar bu gelişimden memnun kalmıştır.

Tartışma siyasi mi? Hayır. Konu, Gökbel’in ruhunu kimliğine uygun bir şekilde yaşatmak ve geleceğe taşımaktır. Ne önceki dönem Belediye Başkanı Adem Murat Yücel’in, ne de mevcut başkan Osman Tarık Özçelik’in yönetiminde yapılan tüm çalışmaları, siyasi polemiklerle karalama çabaları haklı değildir.

Eleştirilecek bir durum varsa, bu doğrudan olumsuz davranışlara yönelmelidir. Yoksa bir kelime üzerinden koparılan fırtına, hem samimiyetimizi sorgulatır hem de ortak kültürel mirasımıza zarar verir.

Gökbel Gökbel olarak kalmalı. Ama herkesin Gökbel’i olarak… Kadınıyla, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla… Şiddetten uzak, huzur dolu, temiz ve güvenli.

'Berduş'u Osmanlıya kadar indirdiğimize göre, bir Osmanlı torunu Olan Nurhan Osmanoğlu'nun yakın zamanda sarf ettiği o sözlerle bitirmekte zarar yok: 

Osmanoğlu paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

"Osmanlı diye bir millet adı yoktur, Türk milleti vardır.
Osmanlıca diye bir dil yoktur, o kadim Türkçedir. Var olan devletimiz Türkiye Cumhuriyeti'dir.