‘Herkes kendi hemşehrisinin bir bakan veya üstdüzey bir bürokrat olmasından gurur duyar elbet’ temennisiyle madalyonun gerçekleri gösteren diğer yüzüne bakalım;
Antalya, coğrafi güzellikleriyle dünyanın gözünde bir turizm cenneti gibi görünür; ama perde arkasında tarım, hayvancılık, sanayi ve sosyal yaşam distopik bir hayal sahnesine dönüşmüş durumda. Kentin uzun yıllardır sürdürülebilir bir kalkınma politikası çizememesi, ne yazık ki halkın teveccühünü kaybetmiş bir siyasi tercihin izlerini taşıyor. İşte tam da bu kriz ortamında, AKP’nin kimilerine göre sözde “barış” ortaklığı altında eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun tekrar bakanlık için Ankara yollarını aşındırması, Antalya’ya dair umutları iyice karartıyor.
Antalya’nın turizm gelirleri, son iki sezonda ciddi gerileme kaydetti. Gelen turist kalitesi ve sayısındaki düşüş, planlanmamış altyapı projeleri ve artan maliyetler nedeniyle sektörün can damarı oteller ve acenteler de iflasın eşiğine geldi. Çok sayıda otel yıkıldı veya daireye dönüştürüldü. “Rekor kırdık” naraları atan AKP iktidarı, bir kentin gerçek fotoğrafını değil, kendi propagandasını toplumun önüne koydu. Yıllardır turizmde sürdürülebilir bir strateji oluşturmayan hükümet, kıyı şeritlerini değil, rantı düşünerek düzenlemeler yaptı; sonucu ise dolu otellerden çok yarım kalmış inşaatlar oldu.
20 yılı aşan iktidarın uyguladığı politikalar nedeniyle yerel dinamikler hızla değişirken AKP, Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni CHP’ye kaptırmaktan kendine bir ders çıkarmadı. Özellikle 2014 seçimlerinden bu yana halkın tercihi muhafazakâr sağ, akraba-tanıdık, atanmış değil, liyakata ve yerelde üretilen çözümlere açık adaylardan yana. Bir kent düşünün ki, kendi dinamikleriyle yönetilmek isterken, Ankara’dan “Teslimiyet Raporları” bekliyor; sonuç ortada: Alanda hizmet yok, projeler yarım kalmış, halk umutsuz.
Mevlüt Çavuşoğlu hakkında ‘yeniden bakanlık’ iddiaları propaganda portresinden öteye geçmiyor. Zaten bakıldığında bu iddiayı ortaya atan da Sayın Çavuşoğlu’na çok yakın yerel bir medya. Bugün bu medya özenti, paralel bir cemiyet ve 'ne idim ne oldum', özeleştirisi bile yapmaktan aciz bir yapıda güdümlü olarak yönetiliyor. Gerçekçi bir bakışa sahip olmak gerekiyor. Aksi takdirde bu güzel kent, yalnızca tur reklamlarının kaderine terk edilmiş bir vitrine dönüşüp kalacak. Antalyalılar, hak ettikleri değil, “siyasetin lütfu” sayılan hizmetlerle oyalanmak istemiyor; somut adımlar bekliyor. Antalya’yı tüm değerleriyle muhalefet partisine kaybetmiş bir ismin ‘yeniden’ ortaya sürülmeye çalışılması ‘boş yapmaktan’ öteye geçemez. Ama yazının başında da dediğim gibi, kim istemez bir hemşehrisi bakan, Başbakan, hatta Cumhurbaşkanı olmasın.
Antalya’nın Beklentisi: Vizyon, Liyakat, Şeffaflık
Yunanistan tatilinden Türkiye turizmine bakamayan Turizm bakanımız eleştirilmeyi hak ediyorken, kıyılardan dağlara, seralardan mandıralara kadar her kesim, ne vaad edilirse edilsin; hizmetin, projelerin ve destek paketlerinin tozlu raflardan indirilmesini umuyor. Bir politikacının “siyasi hesaplarla” değil, liyakat ve şeffaflık ilkeleriyle değerlendirildiği günleri görmek istiyoruz.