Kurban Bayramı, binlerce yıllık bir geleneğin ve toplumsal dayanışmanın simgesidir.
Ancak her yıl, bayram tebriği, coşku dolu sofralar ve huzur veren bir araya gelişler gittikçe daha da uzak tatlı bir anı gibi elimizden yavaş yavaş kayıp gidiyor. Siyasi ve ekonomik krizlerin pençesinde, halkımızın büyük bir kesiminin yüreği buruk…
Peki, bu “buruk sevinci” yaratanlara seslenmek için cesur yürekle nereye kayboldu? Bastırılan muhalefet, zapt edilen basın özgürlüğü, yükselen hayat pahalılığı ve dahası.. Güzelim bayramlarımızı nasıl da karanlığa bürüdüler?
Unuttuğumuz değer; “Paylaşma” Ruhu
Eskiden bayram sofralarının en önemli özelliği, komşu ile kurulan sıcak iletişim, ihtiyaç sahibi ailelerin hatırlanması ve dayanışma hissiydi. Fakat bugün, mutfak masrafları aile bütçesinin en önemli kalemi haline geldi. Hayat pahalılığı, dövizin ateşi, yetersiz asgari ücret ve artan vergiler; kesilen et, alınan lokum ve şekerin yerini “kıymetli ama ulaşılmaz” bir olgu aldı. Çocuklar, bayram harçlıkları için heyecanlansa da küçücük şeylerden mutlu olmayı kanıksayan yüzleriyle gülerken; ebeveynler, bayram öncesi market raflarında sudan çıkmış balık edasıyla fiyat listelerine bakmak zorunda kalıyor. Bu acı tablo, yalnızca ekonomik yönetimin iflasını göstermiyor; aynı zamanda halkın temel ihtiyaçlarına dair güvenin yeniden inşa edilmesinin ne kadar zor olduğunu ve ne kadar derin bir yara açıldığını da gözler önüne seriyor.
Ülkenin karşı karşıya olduğu ekonomik darboğazın en açık göstergelerinden biri de muhalefetin susturulmasıdır. Kendini “tek doğru” olarak lanse eden iktidar, uzlaşma ve ortak akıl yerine, herkesi 'ya bizdensin ya da hainsin” ikilemine zorladı. Eleştirenleri “terörle iş birliği” yapmakla suçlayarak fişlemeler, çıkarılan KHK’lar ve RTÜK denetimleri, muhalif kanalları -ki bir elin 3 parmağı kadar diyebileceğimiz- adeta “mahalle bakkalı” gibi denetlenir hale getirdi.
'BİLGİLİ BİLGİSİZ, BİLGİSİZ BİLGE'
Gazeteciler, “yolsuzluk haberleri” yapmak isterken, veya hükümet karşıtı bir tutumunda anında hukuksuzca hapsedildi; üniversiteler, düşünce özgürlüğüyle, bilimsel çalışmalarıyla ve eğitimdeki başarıyla değil, “gündem belirleyen atanmış liyakatsiz rektörler'le ve onların baskıcı kararlarıyla anılır oldu. Otoriter bir baskının kolları, medyanın, akademinin ve siyaset alanının üzerine çöktü. Böylece muhalefetin sesi ehlileştirilirken, halkın doğru bilgiye erişim hakkı da yerle bir edildi. Bir yandan da oluşturulan yandaş medya ve sosyal medya kültürü var ki, yanlış bilgileri doğru algısıyla topluma empoze ediyor.. Bu yoldan edinilen bilgiyi kesin doğru kabul eden bilgisiz saygınlık görürken, tam aksi durumdaki bir bilge ise çok bilgisiz,cahil biriymiş gibi kabul ediliyor. Şu durumu yaşıyoruz; “Deli dostun olacağına akıllı düşmanın olsun” Bugün ne kadar zor durumda mücadele verdiğimizi atasözüyle bile anlatmışlar.
AKP İktidarının sınırlarını çizdiği “Yerli ve Milli ve Manevi” kalıplar dışındaki tüm sesler, ya itibarsızlaştırılıyor ya da sindiriliyor. Neticede, toplumsal dokuda geniş bir “korku iklimi” yaratılarak, vatandaşın devlete eleştirel bakış açısı kurutuluyor. Bugün iktidarı eleştiren birisi birçok kesim tarafından vatan hainliği ile suçlanabiliyor. Vatan hainliği konusunda da söylenecek birkaç kelime var ama şu söz kulaklarımızda küpe oldu; Bugün kahraman dediklerimiz yarın vatan haini çıkabilir veya tam tersi.
Tüm bu baskı ve sıkıntılara karşın, umut hâlâ tükenmiş değil. Özellikle Alanya'daki siftah bile edemeyen turizmci ve esnaf, “borçla dükkanını ayakta tutmaya çalışıyor”; anne 'tencerenin kaynayıp kaynayamacağı korkusuyla yaşıyor. öğretmen, “karne günü gelecek çocukların neşesine bakıp kendine direnç aşılıyor.” İşte tam da bu yüzden, Kurban Bayramı’nın burukluğunu yaratan asıl gücün, iktidarın baskıcı ve vasat siyaset anlayışı olduğunu söylemekten geri durmayacağım. Çünkü bir bayramın, buruk geçmesinin sorumlusu; halkın ortak değerleri değil, o değerleri kendi siyasi çıkarları için bir tehdit olarak görenlerdir. Bunu yıllardır özellikle milli bayramlarımızda daha da belirginhalde görüyoruz.
'MUHALEFET YANLIŞA MUHALİF OLAMIYORSA'
Bayram, sadece kurban etinin paylaşılması değildir; zaten bugün artık kurban paylaşılmak için değil de genellikle yıl boyu et yiyemeyen vatandaşın ortak girdikleri bir canlının kesilip dolaba istiflenmesinden ibarettir. Gönüllerin ısınmasıdır bayram, umudun yeşermesidir. Lakin günümüzde, bu güzel duygular yeşeremeyen bir toprak gibi kurak. Eğer iktidar, ülkenin temel dinamiklerini yok sayan baskı politikalarından vazgeçmezse, asli görevi hükümetin yanlış politikalarına karşı doğru bir siyasi yaklaşımla çözüm üretmek olan muhalefetin siyaset alanı daraltılıyorsa ve kendini ifade etme alanı genişlemezse muhalafetin, ve yine ekonomik çarklar şeffaf, adil, liyakat esaslı işlemezse, bizler her bayramda bu buruk tabloyu yaşamak zorunda kalacağız.
Vatandaş olarak tercihlere her zamankinden daha fazla odaklanmalı, siyasi iktidarın ekonomik ve toplumsal politikalarının faturasını hep birlikte konuşmalı, eleştirmeliyiz. Bu bayram, sofralarımızı dertlerimizden arındıracaksa, önce “tek adam rejiminin” eksilten değil, çoğaltan, birleştiren, hak temelli bir anlayışla yönetilip yönetilmediğini sorgulayarak başlamalıyız. Çünkü, bu özel coğrafyamız ve bu topraklar için verdiğimiz milli mücadelelerimiz nedeniyle başta milli bayramlarımız, eşitlik ve adaletin daim kılındığı bir Türkiye’nin teminatıdır. Ve eğer bu teminat tehlikeye düşürüldüyse ve biz bunu sorgulayamıyorsak, bayramın bayram olduğu günleri asla göremeyeceğiz demektir.
Kaybedecek başka bayramlarımız kalmasın. Saygıyla